Kaplıca deyince ilk akla gelen sıcak ve şifalı sulardır. Bir çok derde deva oldukları inancı, dün olduğu gibi bu gün de yaygındır. Her kaplıcanın, halk ağzında bir öykü ve övgüsü vardır.
Bir köyün kızları, her gün kaplıcada yıkandıkları için, komşu köyün kızlarından daha güzel, daha alımlılarmış. İki köy, bu hamam yüzünden kavgalar bile yapmış.
Bir şehrin gençleri diğerinden daha güçlüymüş ve her savaşta galip gelirmiş. Çünkü ihtiyarları, savaştan önce askerlerini muhakkak kaplıcaya gönderirlermiş.
Bir avcı yaraladığı geyiği, birkaç gün sonra sağlam olarak karşısında görmüş. Tekrar ateş edip yaralamasına rağmen geyik gene kaçmış. Bu olay birkaç defa tekrarlanınca, peşine düşen avcı, geyiğin bir kaynakta yaralarını ıslattığını görmüş.
Vücudunu saran yaralardan bir türlü kurtulamayan bir bey kızı, köylülerin yaralı ve hasta hayvanlarını soktukları sudan birkaç bakraç dökününce, tekrar ayın ondördü kadar güzel olmuş.
Bozdağ’ın ardındaki kaplıcaya giden yaşlı kadınlar gençleşiyor, çirkinleri güzelleşiyormuş. Araba ile götürülüp, kucakta suya indirilen felçliler yürüyerek köylerine dönüyor, romatizmadan bacakları tutmayan yaşlılar, kaplıcaya girdikten sonra, daha orada bastonlarını kırıp atıyorlarmış.
Çamlıkdaki çamura, 21 gün devamlı şafakdan önce gidip giren kısır gelinler, bir yıla kalmadan hamile kalıp, nurtopu gibi çocuklar doğuruyorlarmış.
Kırkpınarların suyundan içenler, bir daha karın ağrısı nedir bilmiyorlarmış. Hele kırk tas içenlerin yüzünden kanlar damlıyormuş.
Bu ve benzeri öykülere, dünyanın her tarafında rastlamak mümkün. Şüphesiz bunların gerçek yanları da yok değildir. Eğer öyle olmasaydı, tarih boyunca insanlar sıcak su kaynakları başlarında koca koca hamamlar, oraya gelenlerin rahat ve huzur içinde vakit geçirip dinlenmeleri için konaklama tesisleri ve binlerce kişilik açık hava tiyatroları yaparlar mıydı ?
Halk dilinde, kaplıca suyunun havuza aktığı yere “Aslan Ağzı” deniyor. Acaba, altına girenlere aslan gücü verdiği inancından dolayı mı bu isim verilmiştir?
Bizler, böyle kaynaklara sahip bir merkezde bulunmamıza rağmen, yukarıda anlattığımız gibi, yaşlıları gençleştirip çirkinleri güzelleştiren, zayıflara aslan gücü veren, yaraları kapatan, felçlileri yürüten ve kısır gelinleri mutlu eden bu suların sihrini, daha doğrusu şifa veren gücünün nereden geldiğini biliyor muyuz ?
a-Şifalı Suların Güç Kaynağı:
Güneşden kopup zamanla soğuyan, ancak merkezi halen kaynar halde ve ısısı 9.000º C olan dünyanın merkezinde maddeler, ne molekül, ne atom ne de atomun parçacıkları olan elektron ve proton şeklinde bulunmaktadır.
Bu maddeler, atomlar, proton ve elektronlar ve hatta onların partikülleriyle devamlı bombardıman edilerek, muazzam bir enerji serbest kalmaktadır. Belki burada da, güneş enerjisinin meydana gelişinde olduğu gibi bir füzyon (birleşme) gerçekleşmekte, daha kuvvetli bir ihtimalle de bu enerji, radyoaktif maddelerin parçalanması sırasında meydana gelmektedir.
Dünyada canlılığın devamını sağlayan enerji 150 Milyon Km. uzaklıktaki güneşten geldiğine göre, güneşin yaşayan bir parçası olan dünyanın merkezinden, 6.000 Km. uzaktan aynı enerji, şifalı sular aracılığı ile niçin bize ulaşmasın?
Şifalı suların çıktığı mağaralarda, milyonlarca yıl önce yaşayan ve canlı hayatı başlatan mikro organizmalar bulunmuştur. Yani kaplıca sularında onları yaşatan bir güç var. Şifalı sular, canlılığı başlatan bu gücü belki de bügüne, taşıyarak getirdiler.
Netice olarak, bugün bildiğimiz bileşimleri, bu şifalı suların şifa güçlerini açıklamaya yeterli olmayıp, metafizik bir güç olarak kalmaktadır. Bu sular Cenab-ı Allah’(C.C.) ın bize bağışladığı sayısız nimetlerden biridir. Dileğimiz, gözemizde kaynayan, veya aslan ağzından şarıl şarıl akan şifalı sularımızın kesilmemesi ve şifasını bizden esirgememesidir.
b-Şifalı Suların Meydana Gelişi:
Şifalı sular ısıları, renkleri, koku ve tadları itibarı ile evde kullandığımız sudan değişik olup kayalar arasından kaynarlar.
Sıcaklığı 20º C nin altındaki sulara “İçmece”, daha sıcak sulara da “Kaplıca, Ilıca, Terme veya Çermik” denir. Kaplıca, üstü kapatılmış ılıca demektir. Kaplıcadan, banyo almak şeklinde faydalanıldığı için, bu tedaviye “Kaplıca tedavisi” deniyor. Bu suların ısıları 70-80º C, bazı yerlerde ise 120º C’ye kadar çıkmakta, bazı yerlerde de buhar olarak fışkıran sular bulunmaktadır.
Toprağın sıcaklığı derinlere gittikçe artar. Isınma her 30 Metre için 1º C olarak hesaplanmakla birlikte,volkanların yakınlarında daha çabuk ısınma olabilmektedir. Derinlere indikçe artan ısı, dünyanın merkezinde 9.000º C’yi bulmaktadır.
Şifalı sular iki şekilde meydana gelmektedirler:
1-Yeryüzüne yağış olarak inen sular, toprağa sızarak derinlere indikçe bir yandan ısınırlar, bir yandan da geçiş yolları üzerinde rastladıkları maden ve tuzları eritip bünyelerine alırlar.
Isınan ve bileşimleri değişen, toprak katmanları arasında uygun bir yer bulabilirlerse, tekrar yeryüzüne çıkarlar. Bünyelerindeki madensel madde (mineral) ve tuzlar, aşağıda belirtileceği gibi birçok rahatsızlığı tedavi ettiklerinden dolayı ”Şifalı su” olarak anılırlar.
2-Dünyanın daha derin katmanlarında,yeryüzünden sızan sulardan farklı olarak, fiziksel ve kimyasal usüllerle meydana gelen ve bünyelerinde yine erimiş madensel madde ve tuzların bulunduğu sıcak sular da, yer kabuğu katmanları arasından bir yol bularak yeryüzüne çıkarlar.
Bu konuda başka görüşler de var. Bunlardan birine göre; sıcak sular, petrol yataklarına benzer şekilde derinliklerde bulunan yer altı göllerinden gelmekte. Diğer bir görüşe göre de, dünyanın merkezinde erimiş halde bulunan hidrojen, yeryüzüne doğru yükselirken, yolu üzerinde rastladığı oksijen ile birleşerek, su ve su buharı haline geliyor.
Ancak, topraktan süzülen ve içinde erimiş maden ve tuzlar bulunmasına rağmen, kuyu suları, göl suları ve deniz kenarındaki süzülme sular, şifalı su değildir
Şifalı suların bileşiminde bulunan ve tabiatta serbest halde olan madensel maddeleri alıp, kullandığımız suya katarak aynı sıcaklığa getirsek, kaplıcanın verdiği şifayı vermezler . Hatta bu maddeleri, kaplıca suyundan ayırıp tekrar aynı suya katsak bile şifa verici özelliğini kaybediyorlar. Bu, gizli bir sırrın gücü, Allah’ (C.C.) ın bize bağışladığı sayısız nimetlerden birisi.
c-Kızılcahamam Kaplıcaları:
Kızılcahamam kaplıcalarının geçmişi Roma İmparatorluğunun parlak devirlerine kadar uzandığı sanılıyor. Büyük kaplıca yanında bulunan ve Romalılara ait olduğu bilinen eski hamam kalıntılarından dolayı böyle bir fikre varılmıştır. Halk arasında da Roma Hamamı olarak bilinen bu eski hamamda iki büyük havuz ve yeraltından çıkan termal suyun dinlendirildiği büyük bir depo mevcuttur. Bu depo ve havuzlar, yumurta akı ile karıştırılan toprak ve kilden müteşekkil bir karışım ile sıvanmıştır.
12.Asırda Anadolu’da 300 sıcak su hamamı bulunduğu belirtiliyor.
Tarihi kaynaklar, 1402 Ankara Savaşı sırasında (belki de savaşdan hemen sonra Ankara’da kaldığı bilinen sekiz günlük süre içinde) Timur’un, aksayan bacağına şifa olsun diye bölgedeki kaplıcadan faydalandığını, sık sık banyo aldığını, hatta sıcaklığı 80º C olan kaplıca suyunda yıkanırken, bacağını birden suya soktuğunda yanma hissedip: ”Aman bre Kızılcahamam!” diye bağırdığını ve ilçenin isminin de buradan geldiğini belirtiyorlar.
Ali Cevad Efendi’nin, “Memalik-i Osmaniyye’nin Tarih ve Coğrafya Lügatı” nda, ilçemizde “biri Sek Hamamı’nda, ikisi de Kızılca’da bulunan kaplıcalardan bahsederek, terkibinde şap, kükürt ve çelik olan kaplıcaların iç ve dış hastalıklara olağanüstü yarar sağladığı, Ankara ve civar illerden pek çok ahalinin tedavi için buraya gelip 60 odalı hanlarda kaldığını” anlatılıyor.
Ayrıca kaplıcalarımız, tarih bölümünde de belirttiğimiz gibi, 1914 yılında ilçe merkezinin Pazar’dan Kızılcahamam’a taşınmasına da (Ankara Valiliği’nin başkent İstanbul’a yazdığı teklifde) sebep (ve bahane) teşkil etmiştir. Bu tarihde de hamam ve yanındaki 60 odalı bir handan bahsedilir.
ATATÜRK ilçemizi ziyaret ettiği 16-17 Temmuz 1934 de büyük ve küçük kaplıcayı da gezmiş ve buraların geliştirilmesi yönünde direktifler vermiştir.
Bu tarihlerde kaplıcalarımızın havuzları sıcak suların yerden kaynadığı yerde idi. Yani sıcak su yeryüzüne çıktığı yerdeki havuza toplanır ve burada banyo alınırdı. Havuza da bir taş merdiven ile inilirdi.
Kaplıcalarımız, böyle ilkel bir yapı ve kullanımda iken 1943 de zamanın Ankara valisi Nevzat Tandoğan’ ın yardımları ve bizzat katıldığı temel atma töreni ile yenilenmeye başlanıp bu günkü yerine yeniden inşa edilir. İnşaat devam ederken sıcak suyun kaybolduğu görüldü. 1945 yılında inşaatı bitirilen tesiste, erkek-kadın bölümleri, bu bölümlerde büyük mermer havuzlar, soyunma ve dinlenme yerleri yeniden düzenlenmiştir.
O yıllarda Özel idare mülkiyetindeki kaplıcalar, 1961 yılında belediye tarafından 900.000 TL ye satın alınmıştır.
İlçemize ilk fizik tedavi uzmanı olarak 1953 de Dr.Nusret Şakir bey atanır. 1960 sonrası ise, halkın yakından tanıdığı Dr.Hakkı Atay fizik tedavi uzmanı olarak çalışır ve sezonluk 600 hastaya zamanın teknolojisi ile hizmet verir.
Son olarak da 1975 de ise zamanın belediyesi tarafından üstüne bir kat daha çıkılmış, ortasında göbek taşı bulunan yıkanma yeri havuzun olduğu bölümden ayrılarak sauna haline getirilmiş, soyunma ve özel banyo kabinleri çoğaltılmış, fizik tedavi bölümü daha da geliştirilmiş ve idari bölümler eklenmiştir.
1984’e kadar kaplıcalarımız kendi tabii kaynaklarını kullanıyorlardı. O yıl M.T.A. ve belediyenin ortak çalışması ile Küçük Kaplıca yanında yapılan sondajda çok miktarda sıcak su çıkarıldı ve kaplıcalara verilmeye başlandı. Kaplıcalarımız tabii çıkışlı 3 kaynağa ilave olarak jeotermal enerji temini için açılmış iki kuyudan daha beslenmektedir ve Ph değeri 7 dir. Kaynak akım değerleri ise 60 Lt/ Sn.dir.
1994 de ise belediye tarafından girişe turnikeler konularak hem yaz aylarındaki izdiham, hem de hamamdan faydalanma konusundaki spekülasyon önlenmiştir.
Yapılan bu hizmetlere rağmen kaplıca tesislerinin yeterli olduğu söylenemez.
Gene de bu halleriyle bile kaplıcalarımıza olan talep her geçen gün artmaktadır. 1992 yılında günde ortalama 2.500-3.000 kişi girmekte iken, 1996 sezonu itibarı ile bu sayı 4.000’e çıkmıştır. Normal kapasiteleri ise günlük 15.000 kişi olarak tesbit edilmiştir. Bu artan talebe karşı gelirin de aynı şekilde arttığı düşünülürse, kaplıcaların maddi açıdan faydası ortaya çıkar.
Kaplıcalarımıza sadece bölgesel misafirler değil, yurdun her tarafından tedavi amacı ile gelenler oluyor. Özellikle yazın (Haziran-Ekim arası) tedavi ve dinlenme amacı ile ilçeye gelenler çoğunlukla Zonguldak’lılardır. Bunun yanısıra Malatya, Trabzon, Çorum ve Kastamonu yoğunlukta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu’dan gelenler olmakta ve en az on gün süre ile ilçemizde kalmaktadırlar.
Tedavi için gelenlerin genelde Romatizma, Siyatik, cilt, kadın hastalıkları, bel ağrıları ve Egzema gibi hastalıklardan şikayetçi oldukları ve düzenli bir kaplıcatedavisinden sonra hemen hepsinin memnun olarak ayrıldıkları gözlenmektedir.
İlçedeki termal suyun daha aktif ve modern bir şekilde kullanılması için 1994 den itibaren yoğun bir çalışma başlatılmış, bir çok proje hazırlanarak ihaleleri yapılmıştır. Bunların bir kısmı bitmiş, bir kısmı 2-3 yıl içinde hizmete girecektir.
1-BÜYÜK KAPLICA:
Günümüze kadar birkaç tadilat geçirmiş olan tesis,1985 de son bir iç ve dış düzenleme ile biraz daha kullanışlı hale getirilmiştir. Bu değişiklikle kurnalı yıkanma yerleri havuzun olduğu bölümden ayrılarak göbek taşı da ilave edilip başka bir bölümde yeniden hizmete sunulmuştur. Ayrıca, mevcut soyunma kabinlerinin ve aileye mahsus küvetli özel kabinlerin sayıları da artırılmıştır.
Üstüne bir de kat eklenen kaplıca binasında ayrıca Fizik Tedavi bölümü ve idare büroları yenilenmiştir. Girişe ise turnikeler konularak kolaylık sağlanmıştır. Kadın ve erkek bölümleri simetrik olarak birbirinin benzeri olan kaplıcamıza ortalama olarak, günlük kışın 250, yazın ise 5.000 kişi girmektedir. Belediye tarafından işletilmekte olan Büyük Kaplıca’nın su kapasitesi daha önce 3 Lt/Sn ve kendi tabii kaynağını kullanmakta iken,1984 yılında M.T.A. tarafından açılan kuyudan çıkarılan su verilmeye başlanmıştır.
kızılcamam köyleri,kızılcamam yaylaları,kızılcahamam kaplıcaları Ankaralı olupta hafta sonları mesire yerine gitmeyeniniz yoktur.mis gibi bir çam kokusu duymak hele şimdi kır çiçekleride açtı.köylerdeki eski evvlerden bir kaç kare sizlere.gezi yapmak,piknik yapmak haftasonları yürüyüş yapmak kızılcahamam da yaylalara özellikle ışıkdağı na yabancı büyükelçiliklerden gelen misafirleri görmek istiyorsanız Kızılcahamama gidin .yabancılar bizlerden önce yurdumuzun güzelliklerini keşfediyorlar
estetik yaptırmak istiyorum ama doru dürüst bilgim yok diyorsanız.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi dr larımızdan Estetik Plastik Cerrahi Prof.Dr.Kutlu Sevin sizlerin sorularınızı seve seve cevaplandıracak kendisine ulaşacağınız sayfasının linkinide veriyorum.isterseniz sorularınızı almulaca.blogcu.com burayada yazabilirsiniz.. en doğru kişiden en güzel estetik haberleri.
Estetik Plastik Cerrahi Prof. Dr. Kutlu Sevin Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Göğüs Meme
Göğüs ameliyatları konusunda ayrıntılı bilgilere yan taraftaki meme göğüs menüsünden ulaşabilirsiniz. Göğüsler bir kadın için dişiliğin en önemli kısımlarındandır. Memelerin normalden çok küçük olması da, çok büyük olması da hem estetik hem de fonksiyonel olarak rahatsız edici bir durumdur. Büyük göğüslerin küçülmesi ancak cerrahi bir girişim ile yani ameliyat ile mümkün olabilmektedir. Herhangi bir krem ya da ilaç ile bunu sağlamak mümkün değildir. Tabii her estetik cerrahi girişim belli bir iz (skar) bırakacaktır. İşte Plastik Cerrahi nin ayrıcalığı burada devreye girmektedir. Estetik Plastik Cerrah deri ve yumuşak dokularda en az iz bırakacak şekilde dokuları onarabilir. Meme büyütme estetik ameliyat işlemi ise silikon jel meme protezleri ile yapılmaktadır.
Vücut Estetiği
Vücut estetik ameliyat çeşitleri konusunda ayrıntılı bilgilere yan menüden ulaşabilirsiniz. Karın estetiği aşırı kilo verme ya da doğum sonrasında karın derisinin toparlanamaması sonucunda ortaya çıkan karın derisindeki sarkmanın düzeltilmesi için yapılır. Liposakşın ameliyatı ise zayıflama uygulaması değildir. Diyet ve egzersizle ideal kiloya inildikten sonra vücutta giderilemeyen karın, kalça, basen, bel, bacak içi gibi lokalize bölgelerdeki yağ kitlelerinin çıkarılması için yapılır.
Ameliyatsız Uygulamalar
Ameliyat yapılmadan gerçekleşen uygulamalar kısa sürdüğü için ve ameliyat sıkıntıları olmadığından uygun olan hastalarda tercih edilebilir. Ancak unutulmaması gereken, bu uygulamalara göre estetik ameliyatların daha uzun süre kalıcı etkilerinin olmasıdır. Botoks uzman biri tarafından yapıldığında önemli bir riski olmayan bir uygulamadır. Daha ayrıntılı bilgilere yandaki menüden ulaşabilirsiniz.
Yüzdeki kırışıkların derin olduğu durumlarda botoks ile birlikte dolgu maddelerinin kullanımı çok daha iyi sonuç verir. Piyasada çok ucuza bulunabilen taklit ilaçlar bazen çok ağır ve uzun süren allerjik reaksiyonlara sebep olmaktadır. Bu nedenle estetik doktorunuzdan orijinal ilacın maliyetinden daha ucuz bir fiyat alırsanız mutlaka ilaçtan şüphe etmeniz gerekir. Bu hem botoks hem de dolgu maddeleri için geçerlidir.
bugün sizlere içimden şiir eklemek geldi.neden derseniz şu 1 haftadır yapılan işler önceleri hiç yorulmadan yaptığım işlerdi.senelerce tayinler nedeniyle 2-3 senede bir eve toplanır temizlenir boya badana ordan oaraya kuş misali ama şimdi bi parke yaptırmak boya yaptırmak beni çok yordu.gerçi can yücel boşver yaşı başı diyorr ama yaşalndımm.
BOŞVER BE YAŞI BAŞI
Gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver! Şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan, sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver! Koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını, gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna. Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda, ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında, bırak aksın yollarına. Yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın. Sen inan yüreğine, hem ona geçmezse kime geçer sözün? Büyü, büyü.. Bak ellerin, ayakların kocaman, aklın da maaşallah yerinde, e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye. Akıllı ol, yüreğin gelir peşinden, boşver yaşı başı, aşk var mı aşk, sen ondan haber ver!
Takılmışsın yüzündeki, gözündeki çizgilere. O çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün, atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü, öl gitsin.. Parayı pulu savurup, bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin, savrul gitsin.. Boş ver be yaşı başı, kim tutar seni kim, kendi yüreğinden başka kim? Aklını al da öyle git, ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git. Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine. O biri de gelir gerçekten istediğin oysa, seveceksen ve öleceksen uğruna.. Yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa..
Yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş, sen mi biteceksin? Çekeceksen bile bayrağı, yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?
İŞTE ÇOCUKLUĞUMUN 23 NİSAN ŞARKISI . GOOGLE BU GÜZEL RESMİ HAZIRLAMIŞ BU GÜZEL GÜN İÇİN ÇOK HOŞUMA GİTTİ SİZLER İÇİN KOPYALADIM VE SAYFAMA EKLEDİM..RESMİ GÖRÜNCE İÇİM SEVİNÇLE DOLDU.HEPİNİZİN ÇOCUK BAYRAMINI KUTLARIM.ATAMIZIN 23 NİSAN GÜNÜNÜ ÇOCUKLARA HEDİYE ETMESİ ONUN NE KADAR İLERİ GÖRÜŞLÜ BİR İNSAN OLDUĞUNUN EN GÜZEL BİR İFADESİ. YAŞASIN ATATÜRK.YAŞASIN 23 NİSAN NEŞE DOLUYOR İNSAN.BÜTÜN ÇOCUKLARIN BAYRAMI KUTLU OLSUN........
Laminat parke döşetmeye karar verdiniz ve bir satıcıya gittiniz. Daha renk seçmeye başlamadan önünüze bir sürü marka serildi. Alman'ı, Fransız'ı, Belçika'sı, Yerlisi, Çin'i, yeşil hdfli, kilitlisi, kanserlisi, anti alerjik, e1 ,mavi melekli..... Kafanız iyice karıştı değilmi ? Satıcı malını satmak için zaten bir sürü şey söylüyor. Siz de paketleri inceliyorsunuz iş daha da karmaşık. -Amaaan deyip, kaderinize razı olup herhangi birini döşetebilirsiniz. Belki hepten vazgeçip gidersiniz.
Burayı okuduktan sonra parkenizi çok rahat seçeceksiniz ve kalitesinden emin olacaksınız.. Şimdi: İlk önce Çin malı kalitesiz bir laminat almamaya gayret edelim, çünki duyduğuma göre üreformaldehit kullanıyorlarmış(yani bildiğimiz gübre karışımı). İçinde gübre olan bir parkeyi almak istemeyiz herhalde. Çin malı olduğu halde üzerinde "made in Germany" yazıyor olabilir. (sırf Çin malı olduğu için değil,kaliteli Çin malı da olabilir.)
Çin malı laminat parkelerin en belirgin özelliği yüzey kısmının olağandan daha parlak oluşudur.
(Satın alacağınız parke üzerinde menşeinin açıkça yazılmış olmasına dikkat edin. Made in ..... şeklinde yazmalıdır. İçerisinde Germany kelimesi geçen başka bir cümle kurulmuş olabilir. made by German tecnology gibi cümlelere aldanmayın)
İkinci olarak döşeteceğimiz parkenin deviri sınıfı önemli değil (eve döşenecekse), özellikle deviri sormayın bile. Size 12500 ila 15000 arasında bir devir söylenecek. Sizde neresinde yazıyor diye sorun ve ambalaj üzerinde arayın bakayım devir ile ilgili bir şey bulabilecek misiniz? Parkenizi sadece kataloktan beğenmeyin.Bizzat parkenin kendisini inceleyin. Birbirine kilitleyin ve ek yerlerini nasıl kapattığına dikkat edin. Ek yerlerinde boşluk ve seviye farkları olmamalıdır.
Plakaların kenar kesimleri pürüzsüz olmalıdır. Kenarları prüzlü laminat çabuk eskiyecek ve ekyerlerinde çabucak sarı bir görüntü oluşturacaktır. Bu prüz işi çok hassastır prüzsüz gibi görünebilir. Parmağınızı kenar köşesinde fazla bastırmadan gezdirirseniz pürüzü fark edersiniz.
Desenlerin uzunlamasına birbirini takip ettiğini kontrol edin.
Ayrıca stripli(parça desenli) laminatların uçlarındaki son desen boyu minumum 7 cm olmalıdır.
(alt sağdaki resim)
Usta meselesi; Usta da çok önemli. Ustanın yapacağı küçük bir hata bütün parkeyi etkileyebilir. Parkede açılma veya kabarma olabilir. Ayrıca kayıklanma dediğimiz olay da bir işçilik hatasından kaynaklanır. Kilitli parkelerde değişik kilit sistemleri vardır. Bunların içerisinde geniş yüzeyli olanlar daha iyidir.Çünki tutunma daha fazla olur.
laminat döşemelerin altına folyolu şilte kullanımı mecburidir(ahşap döşeme üzeri hariç)
Ev Kadınları Olgunlaşma Sosyalleşme Ekonomik Kalkınma Formu(EKOSEK)
Bu mail ülke çapında ev kadınları ve işsiz kadınlarımız için istihdam yaratma amaçlı kurulmuş,kısa adı EKOSEK tarafından size gönderilmiştir.
Her kadın üretkendir,çalışkandır diyerek çıktığımız bu yolda;elişi,elsanatları,takı tasarım vb alanlardaki tüm üretimlerinizi yurtiçi ve yurt dışı farklı Pazar alanlarında tanıtıp,satıpekonomi olarak sizlere geri dönüşümünü sağlamak amaçlı kurulmuştur.
Sizde bu formda yer almak elişi,elsanatları,takıtasarım vb ürünlerinizi ekonomik gelire dönüştürme amacında iseniz ,çevrenizde bu tür çalışmalar yapan arkadaş,dost,tanıdık ya da tanımadıklarınıza ileterek kendinizle beraber onlarında gelir sahibi olmasını sağlayabilirsiniz.
Bu formun en büyük özelliği çoğaldıkça güçlenmesi olduğundan, ulaşabildiğiniz tüm mail adreslerine göndermeniz siz ve onlar için önemlidir.
Üyelik,ortaklık,bireysel çalışma bilgileri için organizasyon sorumlusu ile ilgili haberleşmebilgileri aşağıda verilmiştir.
Son günlerde bloglarınızı ziyaret eden bazı kişilerin, "Blogcu" adı altında sizlerden şifre talebinde bulundukları duyumunu aldık. Bazı kullanıcılarımızın bloglarına bırakılan bir yorum üzerine, Blogcu adının ve logosunun kullanıldığı sayfalara yönlendirilerek şifrelerini çaldırdıklarını tespit ettik.
Blogcu, kullanıcılarının güvenliğini ön planda tutan bir blog servisidir. Kullanıcı bilgilerinin gizliliği bizim için olmazsa olmaz koşuldur. Blogcu'nun her ne sebeple olursa olsun üyelerinden şifre talebinde bulunması söz konusu değildir. Lütfen tüm bunları dikkate alarak blog şifrenizi ve kullanıcı bilgilerinizi kimse ile paylaşmayın. İnternet ortamında dolaşan ve farklı amaçlara hizmet eden kişilerin tuzaklarına düşmemek için, kullanıcı bilgilerinizi paylaşırken bir kez daha düşünün.
arkadaşlar böyle bir yazı geldi blogcu .com dan siz lerde dikkatli olun çünkü bu durumda olan bazı arkadaşları okudum
yarın hafta sonu hadi biraz size resimlerinden birini ekleyim gözünüz gönlünüz açılsın bahar geldi değilmi.kış boyu örgü dantel yoruldunuz .sıcağı sıcağına bir resim ekledim yorumlarınızı bekliyorum.yaza inşallah bir sergi daveti aldım bu arada herhalde katılacak gibiyim sizlerin desteğini bekliyorum bakalım yorumlarınızla ne dersiniz.resim hele yağlıboya tablo yapmak en büyük tutkum e havalarda ısınıyor örgüler biraz azaldı değilmi.